“ Our friends, neighbors, colleagues, family — if all the people in our inner circle resemble us, it means we are surrounded with our mirror image.”
“Everywhere I went, I felt like my imagination was the only suitcase I could take with me.”
“ In the face of death and destruction, our mundane differences evaporated, and we all became one even if for a few hours.”
“ Identity politics divides us. Fiction connects.One is interested in sweeping generalizations. The other, in nuances. One draws boundaries. The other recognizes no frontiers. Identity politics is made of solid bricks.Fiction is flowing water.”
“I feel, therefore I am free.”
”We should get out of our cultural ghetto and go visit the next one and the next.”
“And I would like to finish with an old Sufi poem: ”Come, let us be friends for once; let us make life easy on us; let us be lovers and loved ones; the earth shall be left to no one.”“
EVRENİ ANLATIR
Tanrı evreni yarattı, belki de kendisi oydu.
Gezegenleri, yıldızları, güneşi, birbirini tamamlayan her şeyi yarattı.
Sonra Dünya’da akarsuları, denizleri, ovaları…
Sonra akıllı canlı olan insan ayak bastı yeryüzüne.
Gelişti, değişti, çoğaldı, savaştı, barıştı, sevdi, sevildi.
Sonra insan kendi içinde evrenini yarattı.
Bambaşka bir Dünya yarattı kendine dışardan görülmeyen.
İçine attı, içine sıçtı, deldi, delindi.
Sustu, söylemedi, yaşadığınla kaldı.
Korktu bazen söylemedi.
Taktı kafaya her şeyi..
İçinde kaldı, yapamadı.
Korkmadı, söyledi.Bu onun sonu oldu.
Göçtü, göçtürdü.
Uzun duvarlar ördü, arkasından dolaşıldı.
Öğretti, öğrendi, inandı.
Mürit oldu, asker oldu, kul oldu, olmadı.
Düşündü, sorguladı.
Arkadan vurdu.”Sen de mi“ dedi öteki.
Ötekiydi, berikiydi, ayrıştı.
Dağlara gemiler çıktı.Tarihe yazdı.
Yaktı, yıktı, devrim yaptı.
Yenildi, yenildi, sonra yine yenildi.Yenmeyi öğrendi.
Geldi, gördü, yendi.
Yaktı, yıktı, devrim yaptı.
Ekmek yemedi, pasta da.
İşgal etti.İşgal oldu.
Üretti, hizmet etti.
Kazandı, kazanıldı.
Harcandı ve harcadı.
Görünmeyeni parçaladı.
Patlattı bir adayı, büyük mantarlar oluştu.
Yetmedi göğe çıktı.
Göğü de deldi.
Gemi vardı, batırdı.
Boğazı geçmeyi denedi, geçemedi.
Kokladı, tattı, arzuladı, koştu, yoruldu.
Hayal etti, oldu, olmadı.
Besteledi, çaldı, çaldılar, çalındılar.
Doğdular, geliştiler, büyüdüler, yaşadılar, öldüler.
Hepsi insandılar.
İnsanlar evrendi.
Evren her şeydi.
Saydıklarım evrenin bir parçasıysa…
“O” evren idi.
Çağrı Menderes
— http://www.cagrimenderes.blogspot.com/2012/02/evreni-anlatr.htmlDENİZDEKİLER
Rüzgarın, denizin, iplerin, haritaların dillerini konuşan, sürekli yolda olanlardandır onlar, denizciler… Çıktıkları limanda, sevdiklerine el sallayarak başlar onların serüvenleri. Gözleri yaşlı , özlemi göze alarak… Limandan ayrıldıktan sonra, rüzgar alır götürür onların tüm endişelerini. Onun yerine, arkada bıraktıkları sevenlerinden bir tutam sevgi ve cesaret getirir yüreklerine. Asılırlar dümene, yelkenlerin ipine ya da küreklerine. Onlar için esas macera, ufukta tek bir kara parçası bile kalmadığı zaman başlar. Denizin ve rüzgarın her bir küçük parçasını içlerinde hissettikleri, yalnız başlarına kaldıkları zaman. O rotayı önceden kaç defa gidip gelmiş oldukları önemli değildir, her seferinde deniz onlara başka bir hikaye sunar. Bu yüzdendir ki varış noktası onlar için sadece bir araç, deniz ve rüzgar ise amaçtır.
Her yolculukta, her denizde ayrı bir hikaye, ayrı bir macera gizlidir denizciler için. Bir bakarsın deniz ve rüzgar birbirlerine azılı bir düşmandır. Durmadan çarpışırlar, kavga ederler. Rüzgar sinirlendikçe şiddetlenir, şiddetlenen rüzgar denizi kabartır. Birbirlerine yaptıkları bu gövde gösterisi telaşla izlenir önceleri. Ama denizci dediğin her olumsuz koşulu avantaja dönüştürmeyi bilir. Denizle rüzgarın kavgası demek, yelkenler fora demektir. Asılırlar can havliyle yelkenlere, güverte bir anda bu kavgaya karşı kendi güçlerini göstermeye çalışan denizcilerle dolar. Bilek güçleri o görkemli yelkenleri sahneye çıkartır. Sonra da bırakırlar yelken göstersin gücünü. Yelkenler rüzgara arabuluculuk yaparken denizi alt edebilmek için kaptan geçer dümene. Can havliyle çevirir o ahşap çemberi, inceler durur haritasını, yarmaya başlar o devasa kabarmış denizi. Teknenin içinde ayakta durmakta zorlanır, suratına çarpan tuzlu su her seferinde gözlerini yakar, ama yinede pes etmez. Yelkenle kaptan bir olur denizle rüzgarın arasını bulur. Sırılsıklam olmuş, bütün gün savrulmuş mürettabat ve tekne sonunda sakinliğe kavuşur. Büyük bir kavga sonrası her şey çözülür, düzgün rotasına girer tekne. Sevinçle bitirirler günlerini. Rüzgar uykuya çekilir, gece gelir onun yerine. Yorgun deniz dümdüz çarşaflarını serer. Mürettabat kamaralarına çekilir. Gece gözcüleri çıkar güverteye, denize, rüzgara göz kulak olur, dünyayı dinlerler, sessizliği. Uzakta görünmeye başlayan karadaki ışıklar tek tek sönmeye başlar, insanlar günlük telaşlarını uykuya yatırırlar. Güvertedeki o bir kaç gözcü, aç martıların bağrışları, yukarılardan geçen bir kaç uçak ve uzaktan duyulan trenin düdüğü dışında yaşam yeryüzünden çekilmiş gibidir. Sadece onlar gibi yollarda olanlar şahittir dünyanın bu uykudaki savunmasız haline. Zamanın yavaşladığı o anda, yoldaki herkesin hikayesi yazılır. Denizcilerin hikayesi de sona yaklaşır. Çünkü güneşin ufuktaki kızarmış ucu gözüktükçe, kara daha da yaklaşır, mürettebat ayaklanır. Teknedekiler, gece gözcüleri, karadakiler bütün gece rüyaların peşinde koşmuşken, güneşle birlikte gerçek telaşların peşinde koşmaya başlarlar. Bütün limanlarda da demir atma telaşı başlar. Okyanuslar aşmış, kıyıdan dolaşmış, günlerdir denizde olan, zaten hep denizde yaşayan, tonlarca balık yakalamış, meraklı turist kafilesi getirmiş binlerce farklı denizci, binlerce farklı hikayeleriyle yanaşır o limana.
Her rota ve bu rotaların hikayesi bir denizci ömrü eder. Her rotada da yeni bir ömür ve hikaye başlar çünkü. Bu yüzdendir ki onlar denizlerde eğitilmiş, denizin felsefesinden geçmiş, cesur, hayata karşı her zaman dimdik, kuvvetli, deniz hikayelerinin baş kahramanlarıdır. Hayatta bir çok fırtına, alabora, dalga, engel, sessizlik, sakinlik, hayal kırıklığı, sevinç, kavuşma, özlem, umutsuzluk ve birçok hikayeyle karşı karşıya kalmışlar, hepsine göğüs germişlerdir. Tek hassas noktaları vardır, o da demir atma zamanı gelip, karaya yanaşıldığı zaman ürkmeye başlamalarıdır. Çünkü onlar herkesin aksine denizde iyi hissedip karada midesi bulananlardandır. Karaya çıkmalarının tek sebebi ise ona emanet ettikleri sevdikleri ve mutlu sonla biten hikayeleridir. Ve her bir varış noktası, yeni rotalara yeni hikayelere açılan bir kapıdır.
Yılşen ile Selahattin’in 52lik kızı, Levent’in 28lik eşi, Ali ile Naz’ın 26lık annesi…Cam güzelimiz… Saat kaç olursa olsun, evden her çıkanı camdan uğurlamaktan vazgeçmeyen, o camlara en çok yakışan, o camdaki bir silüeti bile iç rahatlatan tek insan, annemiz, eşimiz. O, tüm camların tek güzeli, bizim vazgeçilmez cam güzelimiz. Ama o, üç evin camlarının güzeli olmakla meşgulken biz de onun yerine evimize bir Cam Güzeli aldık. O, Levent’in, Selahattin’in güzeli olurken bizimde camımızın önünü bu güzel çiçek, Cam Güzeli koruyor. Cam Güzelimiz, kızımız, eşimiz, annemiz iyi ki doğdun, iyi ki annemizsin. Bak şimdi camın önünde toprağa bağlı bir Cam Güzeli var, bir an önce kocaman kalbi olan Cam Güzeli’ni İzmir’e getir :)

Ruzgar Gulu Tarlası
Denizin ortasinda kocaman bir gul tarlasi. Taa gunesin denize daldigi o noktaya kadar uzanan bir tarla… Olmaz demeyin, adamlar yapmis. Adini da Horns Rev koymus. Sizin de yolunuz Danimarka’ya duserse ve yaramaz bir cocuk olursaniz belki birgun Fultonla Horns Rev’i gormeye gidebilirseniz.

